|
|
1208 - 2008 Hoca’nın 800 yıl önce
başlayan dünya yolculuğu fıkra ve nükteleri aracılığıyla hâlâ devam ediyor. Çok
az faniye nasip olan bu “uzun ömür”ün semeresi nükte ve fıkralarıyla Hoca;
çözümsüz meselelere, çarpık durumlara, hayatın her alanında karşımıza çıkan
yozlaşmaya parmak basmaya, güldürürken düşündürmeye ve ders vermeye devam
ediyor.
Bütün tarihî şahsiyetlerimiz gibi Nasreddin Hoca’nın da çağımızda aslî kimlik ve
kişiliğiyle gündemde olmasını, günümüzde hikmet ve zekâdan yoksun olarak yapılan
mizaha millî kültürümüzden gelen bu önemli eksikliği doldurmasını arzu ediyoruz.
Nasreddin Hoca'nın Hayatı
Nasreddin Hoca, Anadolu´da veya yakınlarında yaşayan,
nükteleriyle ünlü kişidir. Hayatı ve kişiliği etrafında farklı yaklaşımlar
bulunmaktadır. Ona atfedilen fıkralara bakıldığında herkesin paylaşacağı tek
ortak fikir nüktedan bir kişi olduğudur. Bunun dışında onun bir halk bilgesi
olduğu da söylenebilir. Ancak kimi fıkralar onun veli bir şahsiyet olabileceğini
düşündürürken kimi fıkralar ise menfaatine düşkün ve fırsatçı bir portre ile
karşı karşıya kalındığı izlenimini vermektedir.
Nasreddin hoca ile ilgili
doğruluğu kesin olmamakla birlikte bazı rivayetlere göre 1208 senesinde
Eskişehir´in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu köyünde doğmus, 1284 yılında
Akşehir´de vefat etmiştir. Akşehir´de ona atfedilen bir türbe vardır.
Yazıya
geçirilmiş ilk Nasrettin Hoca hikayesini Sarı Saltuk’un hayatını anlatan
Saltukname içermektedir.Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem’in (sonradan Cem Sultan
ismiyle tarihe geçecektir) şehzadeliği esnasında verdiği talimat üzerine
Ebülhayr Rumi tarafından Saltukname yedi senelik bir çalışma sonucunda Türk
sözlü geleneğinden toplanarak 1480 yılında tamamlanmış ve kitaplaştırılmıştır.
Yine bazı rivayetlere göre
Nasreddin Hoca ilk öğrenimine doğduğu köyde imam olan babası Abdullah Efendi´de
başlamış ve tahsilinin sonunda babasının yerine köyünde imamlık yaptı. Ayrıca
kadı yardımcılığı ve medrese hocalığı da yapan Nasreddin Hoca, Muhammed Hayrani´den
tasavvuf ilmini tahsil etmiştir. Ahmed Fakih adlı bir alimden ders aldığı da
rivayet edilmektedir, 1284 yılında vefat ettiği şeklindeki rivayet göz önüne
alınırsa, onun, Selçuklular devrinde yaşadığını ve Timur Han ile görüşmediğini
dikkate almak gerekir.
Nasreddin Hoca'nın Kişiliği
Nasreddin Hoca, ömrünü insanlara doğru yolu göstermeye
hasreden, iyilikleri bildiren, doğruya sevk eden ve kötülüklerden sakındıran bir
veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece
hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi
halkın anlayacağı bir dil ve üslup ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve
öz olarak dile getirmiştir. Latifeleri hikmet ve ibret dolu birer darb-i mesel
gibidir. Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım
fıkraların onunla ilgisi yoktur. Manidar latifeleri önce yakın çevresinde şifahi
olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım
değişikliğe uğramıştır. Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona
mal edilerek anlatılmıştır. Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edep sahibi
bir veli olması, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkça
göstermektedir. Ayrıca, Nasreddin Hoca'nın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü
asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir müslüman olduğunu ortaya
çıkarmıştır. Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin
ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren,
düşündürücü latifelerdir. Ayrıca Türk milletinin zeka inceliğini, nükte gücünü
en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; emir ve yasakları bir
latife üslubu ile bildirmesidir.
Bu
latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British Museum´da. Haza
Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir. Ancak bu eserdeki
latifelerin bir kısmı,onun üslubuna ve nükte tekniğine uymamaktadır. Nitekim
eserin sonunda bu durum:” İşte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın
Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur. Merhumun bu kıssalardan haberi var
yok böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha
bağışlarsa, Hak sübhane ve teala ol kimsenin ahir ve akibetini hayr eyleye”
şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca, Letaif-i Nasreddin Hoca adlı eserde başka
nüktelerine yer verilmiştir.
Nasreddin Hoca, fert ve
toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari
münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek
maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir.
Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini
incelemek için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.
BEŞ
KURUŞ
Bir
gün Hoca sallana sallana yolda yürürken, biri arkadan ensesine kuvvetli bir
tokat atar. Hoca neredeyse yere düşecek. Hoca hiddetle,
-Ne cüretle vuruyorsun!
Genç adam, biraz ukala bir tavırla, kısaca özür diler. Küçük bir hata yaptığını,
Hoca’yı bir arkadaşına benzettiğini söyler. Ayrıca, Hoca’nın küçük bir tepeyi
dağ haline getirdiğini belirtir.
Bunun üzerine, Hoca’yı mahkemeye gitmekten başka hiçbir şey tatmin etmez. Hoca
ısrarlıdır ve genç adamın kabul etmekten başka çaresi yoktur. Kadıya giderler.
Kadı her iki tarafı da dinler. Ancak kadı genç adamın arkadaşı olduğundan, onu
müşkül durumdan kurtarmanın çaresine bakarken, Hoca’yı da yumuşatmaya çalışır.
-Hoca, hislerini anlıyorum. Herkes aynı şeyleri hissederdi bu durumda. Simdi ne
dersin, bu genç adam kendine bir tokat atsa kabul eder misin.
Hoca bununla tatmin olmaz, ısrar eder mahkeme yapılsın der.
Bunun üzerine kadı, genç adama 5 kuruş ceza verir ve gidip getirmesini söyleyip
kürsüden iner.
Hoca, genç adamın dönmesini bekler. Bir saat geçer, iki saat geçer fakat genç
adamdan ses seda yoktur. Mahkeme kapısının kapanmasına az kalmışken, Hoca
kadının, en meşgul bir anında ensesine okkalı bir tokat atar ve ekler,
-Kusura bakma kadı efendi, daha fazla bekleyemeyeceğim.
Gelirse söyle ona, 5 kuruşu sana versin.
|
|