|
|
Tanıtım yazısı
http://www.afyonkarahisar.com.tr adresinden alınmıştır
Afyonkarahisar Valiliği
Afyonkarahisar Belediyesi
AFYONKARAHİSAR
İç Batı Anadolu ortasında kara, demir,
hava yollarının kesiştiği kavşak noktasında bulunan İlimiz Afyonkarahisar önemli
bir merkezdir.
MÖ. 3000 yılından itibaren yaklaşık
5000 yıllık bilinen tarihimizde Hitit, Frig, Yunan, Roma ve Bizans
egemenliğinden sonra yaklaşık 1200 yılından beri bize yurt olmuştur. Ayrıca ;
Kurtuluş Savaşımızı kesin Zafere ulaştıran, Türk milletinin inancı , bağımsızlık
aşkı ve mücadele azmini tarih sayfalarına altın harflerle yazdıran Ulu Önder
Atatürk ve Silah Arkadaşları ile Kahraman Mehmetçiğin Kocatepe' de
gerçekleştirdiği Büyük Taarruza ev sahipliği yapmış ve dolayısıyla Türkiye
Cumhuriyetinin temelleri Afyonkarahisar ilinde atılmıştır.
Tarihsel ve Kültürel Zenginlikleri
yanında Akdağ gb. doğal güzellikleri ve zengin jeotermal kaynakları bulunan
Afyonkarahisar son 10 yılda "Termal Turizm" alanında önemli gelişmeler
katetmiştir. Kaplıcalarımızda bulunan üç, dört, beş yıldızlı otellerimize her
yıl yenileri eklenmektedir. Mevcut eski tesislerimiz de ise iyileştirme ve
restorasyon çalışmaları sürmekte Kaplıcalarımıza çok fonksiyonlu termal Tatil
köyü kapsamında düzenlemeler getirilmektedir. Yılın oniki ayı hizmet verebilen
bir sektör olan Termal Turizm de ayrıca çok sayıda ikinci konut türende
yapılaşmalar hızla devam etmektedir.
Jeolojik bir oluşum olan İscehisar,
Döger, Seydiler bölgesindeki peri bacaları bu yörelerdeki Frig kaya anıtları,
mezarları İlimiz merkezindeki Karahisar Kalesi ve eski evler camiler , arkeoloji
müzesi görülmeye değer kültürel varlıklarımızdır. Tokalı Kanyon ile Akdağ Tabiat
Parkı özellikle dağcıların rabet ettiği doğal güzelliklerimizdir.
İlimizin, doğal kültürel ve tarihsel
zenginliği ile birlikte kavşak noktasında olması da ekonomik gelişmesinde
yararlı olmaktadır. Şekercilik, sucukçuluk, Afyonkarahisar'a iyi gelir
getirmektedir. Ayrıca İscehisar ilçemizdeki zengin mermer yataklarını işletmek
üzere o bölgede irili ufaklı çok sayıda atölye vardır. Bunun yanında Alkoid,
Şeker, Selüid, Un, Yağ, Yem, Çimento gibi sanayi yatırımları yanında son
yıllarda Turizm gelirinin payı artmıştır.
Afyonkarahisar ilinin tarihi Hitit'lere
kadar uzanmaktadır. Hititlerden sonra bölgeye yerleşen Frig'ler zamanında yazılı
belgelere geçiyor. İlk kez Frig'ya krallığından Akroneos kente adını veriyor.
Eski Yunan metinlerinde Akronio şeklinde geçen isim Romalılardan kalan eski
paralar ve latince yazılarda Akronium olarak görülmektedir. Bizans egemenliği
sırasında dilsel gelişimler sonucu Akroenos olarak adlandırılmaktadır.
Karahisar-ı Sahip, Karahisar-ı Delve,
Sahibin Karahisarı ve Saipkarasker... Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından sonra
kente Afyonkarahisar bileşik ismi verilmiştir. Bir süre böyle kullanılan isim,
gerek resmi ve ticari yazışmalarda uzun görüldüğünden ve gerekse halk dilinde
kısaltılarak Afyonkarahisar denildiğinden dönüşüme uğramıştır. Afyonkarahisar,
bilindiği gibi gelincikgillerden haşhaş adındaki bitkinin, olgunlaşmamış
ürününden elde edilen koyu renkli bir maddedir. Bayıltıcı kokuya sahip bu madde,
tıpta ilaç yapımında kullanılabildiği gibi, uyuşturucu madde olarakta gizlice
tüketilir.
AFYONKARAHİSAR ADI NEREDEN GELMİŞTİR?
Afyonkarahisar Kalesi , şehrin
güneyinde, çok yüksek ve yalçın bir dağın tepesindedir. Adını dünyanın
oluşumunun dördüncü zaman diliminde bir yanardağ ağzında meydana gelen sarp
kayalar üzerine kurulan kaleden (Karahisar) ve ilk defa "Synnada" antik kenti
sikkelerin de karşımıza çıkan haşhaş (Opıum-Afyonkarahisar)'dan alan
Afyonkarahisar M.Ö. 2.000 yıllarına kadar uzanan bir tarih şeridi yaşatır.
İlk yerleşim izine, II. Murşil'in
Arzava seferinde kullanıldığından bahsedilen ve Hapanova (Yüksek Tepe) olarak
adlandırılan Kale'de rastlamaktayız. Günümüze kadar ulaşan Hitit sur
parçalarından da burasının Hititlerce ilk defa kullanıldığını öğrenmiş oluyoruz.
Hititlerden sonra Anadolu'da uygarlık
kurmuş olan Frigler'in izlerine, sarp kayalık üzerinde tespit ettiğimiz Frig
mihrabı, sunu çukurları, Frig basamaklı sunağı gibi kayalığın zirvesinde bulunan
Frig kaya tapınağında rastlamaktayız. Sarp kayalık üzerinde günümüze kadar
korunarak gelmiş dinî amaçlı yapılanmadan, burasının Frigler döneminde dinî bir
merkez olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Roma ve Bizans döneminde Asya ve
Anadolu eyaletine bağlı bir yerleşim yeri olan ilimizin adı, Akronıum (Yüksek
Tepe)'dir. Bu dönemde, kaplıcaları, Frigya Salutaris (Şifalı Frigya) adıyla ün
yapmıştır. Afyonkarahisar, asıl önemine "Selçuklular" döneminde kavuşmuştur.
Milâdî 1147-1157 yılları arasında Sultan I. Mesud'un emri ile "Karahisar" adı
ile tanınan kalenin eteklerine, bir Türk boyu olan Karaşar' lar
yerleştirildiler. Stratejik yolların kavşağında çok çetin bir kalesi bulunması
dolayısıyla, kale ile Hıdırlık (kalenin güneyinde bulunan tepe) tepesi
arasındaki yerleşim alanı çok kısa sürede genişlemiştir. Bu gelişmeyi
hızlandıran diğer bir olay da, Sultan I. Alâaddin Keykubat'ın tahta çıkar çıkmaz
başlattığı yurt kalelerinin onarımı sırasında Afyonkarahisar Kalesi'nin de
onarılmasını buyurmasıdır.
Sultan I.Alâaddin Keykubat, 1231
yılında lalası ve mimarı Bedrettin Gevhertaş'ı kale dizdarı olarak
Afyonkarahisar'a gönderir. Gevhertaş, kalenin burç ve bedenlerini onardıktan
sonra, yukarı Kale'de küçük minareli mozaik çini mihraplı bir mescit ve onun
doğu yanına da bir saray yaptırır. Ayrıca Alâaddin Medresesi adlı Hisarardı
Medresesi'ni yaptırır. Sarp kayalar üzerindeki kalesi sağlam ve güvenilir olan
Afyonkarahisar'da Selçuklu Devleti'nin hazineleri saklanır olmuş ve adına da "Karahisar-ı
Devle" denilmiştir.Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 Kösedağ Savaşı sonrasında
Moğolların hâkimiyetine girmesiyle Afyonkarahisar'da Sahipata Beyliği kurulmuş,
daha sonra sırayla Eşrefoğulları, Germiyanoğulları ve Karamanoğulları Beylikleri
egemenliğinde kalmıştır.
Şehir, Osmanlı İmparatorluğu döneminde
genişleyerek büyümüştür. Fatih Sultan Mehmet'in sadrazamlarından Gedik Ahmet
Paşa, Karaman Seferi sırasında Afyonkarahisar'da konaklamış ve 1472-1477 yılları
arasında yapımı tamamlanan Gedik Ahmet Paşa Külliyesi'ni(sübyan mektebi,
medrese, hamam, imaret ve camii'den müteşekkil) yaptırmıştır. Bunun yanında çok
sayıda mescit, cami, medrese yapılmıştır. Mevlevîlik tarikatının yayıldığı
merkez olan Afyonkarahisar'daki Mevlevi Tekkesi'nin 19.yy.'da yanmasından sonra
dönemin padişahı II. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan Mevlevî Tekkesi (Bugün
cami olarak kullanılmaktadır.) önemli mimarî eserlerdendir.
İstiklâl Savaşı yıllarında
Afyonkarahisar, Başkomutanlık Karargâhı olmuş, Millî Mücadeleyi zafere ulaştıran
Başkomutanlık Meydan Savaşı, Afyonkarahisar'da da verilmiştir. Kurtuluş
Savaşında, Büyük Taarruzdan bir gün sonra 27 Ağustos 1922 günü, saat:17.oo'de
Türk orduları Afyonkarahisar'a girmiş bundan sonra Başkomutanlık ve Garp Cephesi
Karargâhı Afyonkarahisar'a taşınmış ve karargâh olarak kullanılmıştır. Atatürk,
28 Ağustos1922 günü Afyonkarahisar'daki karargâhına gelmiş, büyük zafere kadar
çalışmalarını buradan idare etmiştir.
AFYONKARAHİSAR KALESİ ;
“Düzlükte, gelip geçse de yol,
Afyonkarahisar'dan
Ey yolcu, görünmez Afyonkarahisar, istasyondan
Şayet vaktin olursa tırman Kale'ye
Bak Afyonkarahisar'a gökyüzünde bir balkondan”
Diyor Ozan Arif Nihat Asya dizelerinde.
Gerçekten de bir kentle, şairlere, alimlere, sanatçılara, mescitlere,
mahallelere adını veren , destanlarda, efsanelerde, türkülerde, manilerde
kuşaktan kuşağa aktarılan, yerden tam 226 metre yükseklikteki trakit bir kaya
kütlesi üzerine kurulmuş bulunan Karahisar Kalesi için “Gökyüzünde bir balkon”
dan başka nasıl bir nitelendirme yapılabilir ki?
Öyle sanıyoruz ki, Afyonkarahisar
deyince Karahisar Kalesi'ni, Karahisar deyince de Afyonkarahisar'ı hatırlamamak
mümkün değildir. Afyonkarahisar şehri ile özdeşleşen Karahisar Kalesi'nin
günümüzden yaklaşık 3 bin 340 yıl önce, İsa'dan Önce 1340'lı yıllarda Arzava
ülkesine sefer düzenleyen Hitit Kralı II.Murşil tarafından, askerlerinin kışı
geçirmeleri amacıyla yapıldığı sanılmaktadır.Kale'nin o zaman ki adı Hapanuva,
yani “ Yüksek Tepe Şehri “ dir. Daha sonra Mira Kuvalya Krallığı'nın
egemenliğine bırakılan Hapanuva eteklerine Frigler zamanında köy kurulur ve
“Akronio” ya da “Akroniom” adını alır. Sırasıyla Lidyalılar, Persler ,Helenler,
Bergama Krallığı,Pont krallığı, Romalılar ve Bizanslılar'ın egemenliğinde kalan
Kale, Hicret'ten sonra İstanbul'u fethetmek amcında olan Emevi Halifelerinin
,Anadolu'ya yaptıkları seferler sırasında birkaç kez el değiştirdikten sonra ,
Alparslan'ın oğlu Melikşah zamanında Selçuklu topraklarına katılmıştır. Daha
sonra Devlet Hazineleri2nin Kale ‘de saklanmasından dolayı “Karahisar-ı Devle”
yani “Devletin Karahisarı” adını alır. Anadolu Beylikleri döneminde
Sahipoğulları ve Germiyanoğulları'^nın hüküm sürdükleri Karahisar-ı Devle ,1392
yılında Yıldırm Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılır. Ankara
Savaşı'ndan sonra Timur ordularının hakimiyetine giren Karahisar-ı Devle,
Timur'un beylere, topraklarını geri vermelri üzerine Germiyanoğulları'na, daha
sonra vasiyet yoluyla 1428 yılında Osmanlı Türk Birliği'ne katılır. Anadolu'daki
diğer karahisarlarla karışamamsı için “ Karahisar-ı Sahib” yani “ Sahibinin
Karahisarı” adını alır. Mevcut Şeriye Sicillerine göre Karahisar'ın başına
Afyonkarahisar kelimesi ilk kez 1651 yılında gelmiş ve o günden bu yana
Afyonkarahisar adı ile anılır olmuştur. Burada yeri gelmişken bir noktaya dikkat
çekmek istiyorum: Karahisar kalesi, Selçuklu hakimiyetinden başlayarak içinde
bulunduğu kente adını vermiş hatta bu ad, Cumhuriyet 'in ilk yıllarında da
kullanılmıştır.Ne yazık ki, daha sonra resmi bir karar olmamasına rağmen,
Afyonkarahisar adı, uzunluğu nedeniyle kısaltılmış ve karahisar adı atılarak
“Afyonkarahisar” biçiminde kullanılmaya başlanmıştır. Oysa ki şehrimizin gerçek
adı Afyonkarahisar'dır. Dünyada ülkeler ve şehirler kendi asları üzerine tarih
yaratmaya çalışırken, baştan başa tarih olan “Karahisar”ın şehrimizin adından
kaldırılmış olması üzücüdür.
Efsanelerde Karahisar Kalesi 3 bin 340
yıllık bir geçmişe sahip olan Karahisar kalesi, defalarca el değiştirmiş, öyle
sanıyoruz ki her defasında yeni bir efsane, yeni bir destana mekan olmuştur.
Yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi yerden 226 metre yükseklikteki trakit bir kaya
kütlesi üzerinde kurulu bulunan Kale'yi fethetmenin öyle kolay bir iş olmadığı
tartışmasız bir gerçektir. İşte bu nedenle Battal Gazi'den Hazreti Ali'ye ,Beyböğrek'ten
Çavuşbaşı'na ,Horoz Dede'ye kadar pek çok efsane anlatılır Karahisar Kale'si
için İlginçtir ki, anlatılan bu efsanelerin izleri, günümüzde bile varlığını
korumaktadır. Halk arasında anlatılan Hazreti Ali ya da Düldül'ün ayak izleri
efsanesine göre, İslam halifelerinden Hazreti Ali, atı Düldül'ün üzerinde dağdan
dağa uçarak sefer yapmaktadır. İşte böyle seferlerin birinde Afyonkarahis'a
gelen Hz. Ali, Hıdırlık Dağı'nda konaklamak için sertçe yere basınca, buradaki
bir kaya üzerinde ayağının izi kalır. Daha sonra Hıdırlık'tan Kale'ye atlayan
Düldül, burada da dizginlenince bu kez ön ayağının izi bir kayanın üzerinde
kalır. Hz. Ali, Düldül'ü sulamak için su yalağına vardığında, atı bağlayacak bir
yer bulamaz ve dört parmağı ile yalağın yanındaki bir taşa vurarak taşı deler ve
atı buraya bağlar. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Afyonkarahisar Kalesi'nde
bugün Düldül'ün ayak izi ile atın bağlandığına inanılan kaya üzerinde delik,
hala varlığını korumaktadır. Karahisar Kalesi ile ilgili bir başka efsane ise
Battal Gazi ile ilgilidir: Afyonkarahisar'da 740 yılında öldüğü konusunda
tarihçilerin birleştiği Battal Gazi ile yakın arkadaşı Ahmet Tarhan kaleyi ele
geçirmek için sıkı bir kuşatma yapar, içeridekilerin dışarısı ile bütün
bağlantılarını keser. Kale komutanı, bunun üzerine Bizans İmparatoru' na haber
salar ve 100 000 kişilik bir ordu yardım için yola çıkar. Kalenin burçlarından
Battal Gazi'yi görerek aşık olan komutanın güzel kızı O'na bir kötülük gelmemesi
için çimler üzerinde uyumakta olan Battal Gazi'ye bağırır, ancak duyuramaz.
Sonra bir kağıt yazar, taşa sararak üzerine atar. Battal Gazi, bir iki
kıpırdandıktan sonra hareketsiz kalır. Battal'ın uyunmadığını gören kız
telaşlanır, babasına Türklerin komutanının çayırda uyuduğunu söyler ve güya O'nu
öldürmek için zehirli bir hançer ister. Battal Gazi'nin yanına gelen kız onu
ölmüş olarak bulur. Çünkü attığı taş, Battal'ın kulağına gelmiş ve ölümüne neden
olmuştur. Kız üzülür ve hançeri kendi kalbine saplayarak hayatına son verir.
Bizans ordusu kalenin eteklerine geldiğinde amansız bir savaş başlar, Ahmet
Tarhan askerleriyle birlikte şehit olur. Ahmet Tarhan Karahisar Kalesi'nin
eteklerinde, şu anda Ulu Camii ‘nin karşısındaki mezarına gömülür. Yenilgiden
sonra çok şiddetli bir fırtına başlar ve Battal'ın cesedini Eskişehir
dolaylarına atar. Böylece Bizanslılar, Battal Gazi'nin öldüğünü anlayamaz ve
daha uzun süre onun korkusuyla yaşarlar. Şu andaki Olucak Çeşmesinin, Çavuşbaş
mahallesinin ve Çavuş Dede mezarının doğuşu ile ilgili olarak anlatılan
Çavuşbaşı ya da Çavuş Dede efsanesi ise şöyledir: Afyonkarahisar sancağı Türk
egemenliğine girmeden önce burada valilik yapan kişiye Türk hükümdarı elçiler
göndererek kalenin Türklere teslimini ister. Her defasında ret cevabı alınması
üzerine hükümdar en güçlü Çavuş Başını Karahisar Kalesi'nin alınması için
görevlendirir.Çavuşbaşı askerleriyle birlikte birkaç gün içinde Muttalıp
bağlarına gelir. Bunu haber alan kale komutanı, kaleye kapanarak savunma düzeni
alır. Ertesi sabah Türk askerleri Karakuyu'ya ulaşır. Su stoku tükenen askerler,
Karakuyu'da su içmek isterler ama su sağlığa zararlı olduğu için
vazgeçerler.Bunun üzerine çevrede su aramaya başlarlar ancak bulamazlar. Durum
Çavuşbaşına bildirilir. Çavuşbaşı, yanına birkaç kişi alarak Yağdan denilen
kayalıklara doğru gider. Çok yüksek bir kayanın önünde bazı dualar mırıldanır ve
“Burada bir su olacak” diye bağırıp kılıcını kayaya vurur. Kılıç darbesiyle
yarılan kayadan su fışkırır. Çok güzel ve şifalı olan su askerlerin yorgunluğunu
giderir. Dinlenen ordu bir Cuma günü kaleye saldırır ve kale zapt edilir.
Şehitler arasında Çavuşbaşı da vardır. Bugün Afyonkarahisar'ın Çavuşbaş
mahallesindeki Olucak suyu güzel bir memba suyu olarak vatandaşlarca
içilmektedir. Olucak çeşmesinin karşısındaki Çavuş Dede mezarı dertlilerin
derman aradıkları, adaklar adadıkları küçük bir türbe olarak varlığını
korumaktadır.
Dilek Yeri Karahisar Kalesi
Karahisar Kalesi, tarihi boyunca,
evlenmek isteyen kızların iyi bir kısmet diledikleri, kısmeti bağlı olanların
kısmetlerinin açıldıkları yer olmuştur. İnanışa göre, taliplisi çıkmayan yada
evlenme zamanı gelmiş kızlar yanlarında yaşlı bir kadınla birlikte Cuma günü
Karahisar kalesinin yolunu tutarlar. Ancak yanlarına birde asma kilit alırlar,
kilit kaleye çıkılmadan önce kilitlenir. Kaleye çıkıldıktan sonra, yaşlı kadın
kaleye çıkılmadan önce kilitlenmiş olan kilidi kızların başlarında açarak,
inanışa göre bahtlarını açar. Daha sonra kızlar Kız Kulesi'nden
“Bahtım bahtım
Altın tahtım
Evlenecek vaktım”
Diyerek bağırırlar. İnanılan odur ki
tahminen bir hafta sonra bu kızlara hayırlı birer nasip çıkar ve nişanlanırlar.
Bu gelenek, Hıdırellez ‘de daha çok ilgi görmekte ve Hıdırellez sabahı erken
saatlerde kaleye çıkan kızlar, Kız Kulesi'nden dileklerini bağırmaktadırlar.
Kimi zaman kadınların ya da erkeklerinde Kız Kulesi'nden
“Çocuğum olacak vaktım”
“Okulu bitirecek vaktım”
gibi dileklerde bulundukları da
gözlenmektedir.
Kaledeki Kız Kulesi'nin yanında bir şarapnel oyuğu gibi insan boyunda olan taşın
içine yatan kadınlar çeşitli dileklerde bulunurlar.
Kalenin kapısının kemerinde bulunan bir
oyuğa, bir dilek tutulup 3 taş atılmaktadır. Eğer taşların 3'üde oyuğa girerse
dileğin yerine geleceğine inanılmaktadır.
Yine kalenin kapısının önündeki uçmak
ağacına insanlar üzerlerinden bir bez ya da ip parçası kopararak bağlamak
suretiyle dilekte bulunmaktadır.
Manilerde Karahisar Kalesi
Yörelerin coğrafi yapılarındaki önemli
varlıklar, o merakının folkloüne 1. derecede yansımaktadır. Söz gelimi:Sıradağlar,
ovalar, akarsular, göller, yaylalar, kaleler ve diğerleri...Afyonkarahisar
şehrinin de yerden 226 metre yükseklikteki bir kaya kütlesi üzerine kurulmuş
olan kalesi de önemli bir tarihi yapı olmasının yanı sıra, coğrafi özelliği
nedeniyle halk folklorünün en yaygın biçimlerinden biri olan manilerde geniş
biçimde yer almıştır.
Afyon dağlar içinde
Gül yapraklar içinde
Afyon'u Allah korusun
Kalesi var içinde
Saçım uzun öreyim
Göz yaşımı sileyim
Eğil Afyon kalesi
Ben yarimi göreyim
Diye mani yakan diller, bazen sevdiklerine sitemlerini manilerle gönderirken
Karahisar Kalesi'nden söz etmeden geçememişlerdir:
Hisarın ardı diken
Yaktın beni gül iken
Allah da seni yaksın
Üç günlük gelin iken
Kaleden indim iniş
Mendilim dolu yemiş
Yare saldım yememiş
Kendisi gelsin demiş
Afyon'un kalesine
Kuş konmuş tepesine
Sırçadan saray yapsan
Varmam senin gibisine
Kalenin ardındayım
Saatin dördündeyim
Eller derin uykuda
Ben yarin derdindeyim
Genç kızların atışma manilerinde de Karahisar Kalesi'ni bulmak mümkündür:
Kaleden attım kazı
Ayakları kırmızı
Senin varacağın oğlan
Ayakkabı hırsızı
Kalenin altı tandır
Yandır Allahım yandır
Senin varacağın oğlan
Hem bıyıklı, hem kambur
Türkülerde Karahisar Kalesi
Halkın duygularının, özlemlerinin, dileklerinin, acılarının, aşklarının,
sevilerinin, hasretlerinin, kahramanlıklarının saza ve söze döküldüğü türkülerde
yöreye ait folklorik özellikler, mahalli motifler ağır basmaktadır.
Afyonkarahisar halkı da içinde yaşadıkları şehir ile özdeşleşen Karahisar Kalesi
üzerine türkü yakmadan edememiştir.
Af(i)yon'un (aman aman) ortasında kalesi
Üzerinde vardır kızlar kulesi
Sözleriyle başlayan türkü, Afyonkarahisar'ın en tanınmış türkülerinden biri
olarak Türkiye Radyolarında çalınıp söylenmektedir.
Bir başka türküde ise Karahisar Kalesi'nden
Karahisar Kalesi bükülür gelir
Zülüfler gerdana dökülür gelir
Dizeleriyle söz edilmektedir.
Çemberin Dalda Kaldı türküsünde geçen
Kalenin ardı pınar
Elimi soksam donar
Ne kız oldum ne gelin
Yüreğim ona yanar
Kalenin ardı bostan
Yıkılsın Arabistan
Arabistan kızları
Ne don giyer ne fistan
Dörtlüklerinde de kaleden söz edilmekte ve bu türkü aynı zamanda bir kadın oyun
havası olarak çalınıp söylenmektedir.
Her ne kadar Karahisar Kalesi ile ilgisi olmasa da Kara Hüseyin adlı Emirdağ
türküsünde geçen
Karasar damını yardımda kaçtım
Su vermez yoluna sar(ı) altın saçtım
Filiğin Hatça'yı aldımda kaçtım
Dizelerindeki “Karasar” kelimesi , Karahisar'ın halk arasında söylenen bir
biçimi olması nedeniyle dikkat çekicidir. Kimi köylerde de Karahisar “ Kareysar”
olarak söylenmektedir. Halk arasında söylendiği gibi almak gerekirse buna “
Garasar ”
Ya da “ Gareysar ” demek daha doğru olacaktır.
İsimlerde Karahisar Kalesi
Afyonkarahisar'da yetişen birçok alim,
sanatçı, şair, mutasavvıf, kumandan ve devlet adamları “Karahisari” lakabını
gururla taşımız ve bununla meşhur olmuşlardır.
-Ahter-i Kebir adlı Arapça-Türkçe lugatıyla tanınan Muslihiddin Mustafa bin
Şemseddin Karahisari (AHTERİ),
-Şamil-ül Lüga adlı Farisiçe-Türkçe lugatıyla tanınan İmadoğlu Hasan Karahisari,
-Ünlü mutasavvıf Abdurrahman Karahisari ( Mısırlıoğlu-Mısri Sultan ),
-Alim,Mevlana Hattat Haydar bin Ebilkasım Karahisari,
-Ünlü Hattat Ahmed Şemseddin Karahisari,
-Hattat Karahisari Derviş Mehmet
Karahisari adıyla ün kazanmış Afyonkarahisarlılardır.
Bu arada Afyonkarahisar şehrinde şu anda bazı duvarları ayakta kalabilmiş olan
Kale Mescidi adlı bir camii, Kale ve Hisarardı adlarıyla anılan iki de mahalle
bulunmaktadır.
Karahisar
Kalesi ile İlgili Diğer İnanışlar
Halk arasında
Karahisar Kalesi'ne bir kez tırmanan bir kişinin 7 yıl Afyonkarahisar'dan
ayrılmayacağına ilişkin bir inanç vardır. Bu inanç ne kadar doğrudur bilemeyiz
ama yüzyılların deneyimine dayanan ve bilimsel olarak açıklaması da yapılabilen
bir diğer inanç vardır ki o da “ Karahisar Kalesi'nin ardı kararınca
Afyonkarahisar'a yağmur yağdığıdır.” Olayı bilimsel yönden şöyle açıklamak
mümkündür: Yurdumuza yağışlar genellikle Kuzeybatıdan ve güneybatıdan, yani
Balkanlarla Orta Akdeniz üzerinden gelmektedir. Yağış sistemleri Ege, Orta
Anadolu ve Doğu Anadolu üzerinden yurdumuzu terk etmektedir. İşte Karahisar
Kalesi'de Afyonkarahisar kentinin batısına yakın bir yerde kurulu bulunduğundan
yağmur bulutları sürekli olrak kalenin arkasından gelmekte ve Karahisar
Kalesi'nin arkası kararınca Afyonkarahisar'a yağmur yağmaktadır.
|
|